İstanbul: 16 Mayıs 1992...


Galata Köprüsü






Galata Köprüsü, 1992 yılının 16 Mayıs günü geçirdiği yangın sonucunda çöktü ve kullanılmaz hale geldi.


Toplam 80 yıl boyunca İstanbul'daki gündelik yaşam coğrafyasının
ayrılmaz bir parçası olan Galata Köprüsü,
yangına yenik düştüğü günlerde,
aslında epey de yorgundu...
Popüler Tarih / Mayıs 2002 / ESER TUTEL


Köprü'nün Karaköy yakası: **80-90 arası.

Eskiden köprü denilince akla Galata Köprüsü gelirdi
Nedendir, bil­mem; 'köprü' denince gözle­rimin önüne ilk gelen, Ga­lata Köprüsü olur. Herhalde, çocukluğumda tramvaya bi­nip Fatih'teki teyzemlere her gidişimizde, hep bu köprüden geçtiğimiz için olsa gerek...
1992 yılının 16 Mayıs gü­nü geçirdiği yangında çökmesi üzerine, yerinden alınıp Ha­liç'in içerlerine çekildiğinden beri, onu daha seyrek görür oldum.
Ama dedim ya, köprü kav­ramı bende yıllardan beri hep Galata Köprüsü ile özdeşleş­miştir. Hani, şimdikinden bir önceki, 1912 yapımı, petek parmaklıklı Galata Köprüsü var ya, işte o köprü ile...

Galata Köprüsüz bir İstanbul olabilir mi?
İstanbul'un iki yakasını bir araya getiren bu köprü­nün günlük hayatımızda vazgeçilmez bir yeri vardı. Nasıl olmasın ki, Beyoğlu'ndan, 'İs­tanbul tarafı' dediğimiz sur içi İstanbul'una gitmek için ya bu köprüden, ya da karde­şi Unkapanı Köprüsü'nden geçmek zorundaydınız. Kadı­köy'e, Üsküdar'a, Boğaz'a ya da Adalar'a gitmek için de yi­ne Galata Köprüsü'nden kal­kan vapurlara binmeye mec­burdunuz. Uzun lafın kısası, Galata Köprü'süz bir İstanbul düşünemezdiniz bile! Yalnız dün değil, bugün de düşüne­mezsiniz.


[IMG]http://img263.imageshack.us/img263/17**/77179176.jpg[/IMG]
Tam elli yıl arayla Köprü'den iki görüntü

1912 yılında Galata'nın 'yeni köprü'sü (üstte) ve 50 yıl sonra
artık 'emektar' denilebilecek Galata Köprüsü, 1960'ların
başında, hınca hınç dolu haliyle.





Deli Dumruldan beri bitmeyen çile Köprü Ücreti Bir zamanlar Galata Köprüsünden geçiş de ücretliydi.
Köprü'den parayla geçildi­ği günlere yetişmedim. Sonra­dan öğrendim: 1930 yılının Haziran günü Köprü parası kaldırılmış. O günlerde çıkan gazetelerde yazdığına göre, o gece Galata Köprüsü'nden pa­ra vererek geçen son kişi, Çarşıkapı'daki bir ayakkabı ima­lathanesinin sahibi Nuri Bey adlı biri olmuş.

Nuri Bey bastırmış "mürurıyeci"ye kuruşu tarihe geçmiş
Çoluk, çocuk Eminönü'nde para vermemek için, sabırsızlıkla gecenin saat tam 24.00'ünde geçiş parasının kalkmasını beklerken, Nuri Bey bastırmış "mürurıyeci"ye kuruşu, göğsünü gere gere geçmiş Köprü'den karşıya, Karaköy tarafına... Bence, iyi etmiş Çarşıkapışı Nuri Bey... Bastırdığı para topu topu bir kuruşmuş ama, bu parayı ver­mekle Galata Köprüsü'nün tarihine geçmeyi başarmış. Yoksa, koca İstanbul'da kim bilecek kundura imalatçısı Nuri Bey'i!


Köprü parası toplayan 'müruriyeci'ler işbaşında: Yayalardan da araç sürücülerinden de para alınıyor.

Müruriyeciler mi kimler?
Geçenlerden köprü parasını toplamak için Köprü'nün iki başını tutmuş olan, iri yarı Belediye görevlileri... Üzerle­rinde, topladıkları kuruşları Şeytan'a uyup da kendi ceple­rine atmamaları için, cepsiz uzun iş gömlekleri olurmuş. Boyunlarında da, aldıkları kuruşları içine atmaları için kayışla asılı sarı madenden kumbara benzeri birer kutu... Köprü parasını kutuya atma­yanı ölseler Köprü'ye bırakmazlarmış!




Köprü ücreti kalkmış ama Deli Dumrul vergisi her zamanki gibi devam etmiş
Köprü parası 1 Haziran 1930 günü kalkmasına kalk­mış, ama sadece görünüşte kalkmış. Gerçekte bu para bir süre daha tramvay yolcuların­dan alınmakta devam etmiş. Ben, 1940'lı yıllarda, henüz il­kokuldayken, tramvay biletle­rinin içinde, 'Köprü Vergisi' adı altında halktan yine bir kuruş alınmakta devam edil­diğini çok iyi hatırlarım.

Köprüyü kullanmak istemezseniz beş kuruşa kayıkla
Haliç'in karşı kıyısına, Azapkapı ile Unkapanı ara­sında uzanan Unkapanı Köprüsü'yle de geçebilirdiniz. Ama Unkapanı Köprüsü, Ga­lata Köprüsü'ne göre daha tenha idi... Kaldı ki, üstünden de tramvay geçmezdi. Ne bile­yim, öteki gibi canlı ve hare­ketli olmadıktan başka sevim­li de değildi.
Haliç'te karşıdan karşıya geçmek için yalnız dolmuşa değil, kayığa da binilirdi. Karaköy'de, Kalafat yerindeki tahta iskeleden karşı kıyıya, Eminönü'ndeki iskeleye de­vamlı olarak dolmuş kayıkları gidip gelirdi. Ama bu kayıkla­ra daha çok çevredeki esnaf binerdi. Çoluk, çocuk, genç kızların, kadınların bu kayıklara bindikleri, hiç gözümün önüne gelmiyor.
Binenlerin sayısı dört kişi olunca kayıkçı ipini çözerek kayığı iskeleden ayırır, sonra da avuçlarına şöyle bir tükürüp o hantal ve ağır kürekle­rin topuzuna yapışıverirdi. Binenlerin karşıya geçiş ücreti olan 5 kuruşu kayıkçı topla­maz, herkes kayığın orta yer­deki oturak tahtasının üstüne kendi bırakırdı. Bozuk beş ku­ruşu olmayanlar on ya da yir­mi beş kuruş koyar, paranın üstünü yine oturak tahtasının üstünden kendileri alırlardı. Kayıkçı da, gözleri ortadaki bu parada, kürekleri ağır ağır çekmeye devam ederdi.



Yandan çarklı gemileri, iskelesi ile 20.yy başlarında köprü.

Hem köprü hem iskele görevi
Şehir Hattı vapurları ta Şirket-i Hayriye zamanından beri hep Galata Köprüsü'ne bağlanmış iskelelerden kalkar, döndüklerinde yine oraya ya­naşırlardı. Bu iskeleler aslında Köprü'ye kalın zincirlerle bağlanmış genişçe dubalardı. Köprü'den geçenler, merdi­venlerden aşağıya inerler, gi­şeden biletlerini alıp, sürme demir kapıdan geçerek vapura girerlerdi.
Haliç'te çalışan Eyüp va­purlarının iskeleleri dışındaki iskeleler, Köprü'nün hep dışa bakan tarafında sı­ralanmıştı. Yalnızca Eyüp vapurları Köp­rü'nün Haliç'e bakan ya­nındaki iskeleden kalkardı. Bu dediklerim 1940'lı yıl­ların başıydı...
O zamanlar Haydarpaşa ve de Kadıköy vapurlarının is­kelesi bugünkü gibi dikine Karaköy Rıhtımına değil, Köprüye yerleştirilmişti. Haydar­paşa'ya gidecek olan vapurlar bu İskeleye kafadan girip ya­naşırlar, Kadıköy'e gidecek olanlar da yanaşmadan önce genişçe bir daire çevirerek ge­lirler, burunlarını gidiş yönü­ne çevirerek iskeleye öyle ha­lat atarlardı.


Ara Güler'in objektifinden İstanbul Limanı ve Galata Köprüsü'nün 1960'lardaki kuşbakışı görünümü.

Yorgun köprünün yükü hafifletiliyor
Vapurların ikide bir şiddetle yüklenip bindirmesin­den, tramvayların günde belki de yüzlerce kere silkelemesin­den, rüzgardan, kardan, yağ­murdan, akıntıdan zavallı Köprü zaman içinde neler çekmedi ki... Önce 1960'ların başında tramvaylar kalktı, derken 70'lerin orta­larına doğru da vapur iskeleleri Köprü'den alına­rak Eminönü rıhtımına götürüldü de çilekeş Köprü biraz olsun ra­hat nefes alabildi.
Rahat nefes alabildi, ama neye yarar! İş işten geçmiş, Köprü hayli eskimiş, yer yer çürümüş, doğal ömrünü çok­tan tamamlayıp, uzatmaları oynamaya başlamıştı. Sık sık dubaları değiştiriliyor, bağ­lantıları elden geçiriliyor, ayakları duruma göre ya kal­dırılıyor ya da indiriliyordu.

Köprü her sabah açılarak gemi­lere, teknelere yol veriyor
Bütün bunlar olurken de Köprü her sabah açılarak bir saat boyunca Haliç'e girecek ve de Haliç'ten çıkacak gemi­lere, teknelere yol vermekte devam ediyordu.
Nasıl mı açılıyordu Köp­rü? Orta kısmı bir römorkörle yavaş yavaş çekilip kenara döndürülerek... Karaköy'den Eminönü'ne, ya da tersine Eminönü'nden Karaköy'e ge­çecek olan arabalar, yayalar, bu arada günün ilk tramvayları, köprü başlarında sabırsızlıkla o bir saatin dolmasını beklerlerdi. Yaya­lar, şoförler, vat­manlar, yolcular oracıkta tezgâh açan seyyar sa-lepçilerin, simitçilerin ya da çaycıların, çörekçilerin başına üşüşerek sabah ayazında, içle­rini ısıtmaya çalışırlardı.


Bir zamanlar çok moda olan resimli tepsilerde Galata Köprüsü eksik olmazdı.

Cumhuriyet bayramlarında süslenirdi
Eskiden Cumhuriyet bay­ramlarında Köprü'nün üstün­de bayraklar ve defne dalla­rıyla süslemiş taklar kurulur, vasıtalar üzerinde 'Yaşasın Cumhuriyet' yazılı o takın al­tından geçerlerdi.

Lokanta da var karakol da!
Köprü'nün eski fotoğraf­larına bakıyorum da, üstünde ancak bir piyango bayiinin sı­ğabileceği bir, iki küçük dük­kanın kondurulmuş olduğunu görüyorum. Benim hatırlaya­bildiğim 40'lı yıllarda bunlar kaldırılmıştı. Ama alttaki du­baların üstünde vapur ve Haydarpaşa'dan trene bineceklere kolaylık olsun diye açılmış, demiryolu gişesinden başka, sabahçı kahvesi de var­dı, içkili balık lokantaları da, birahaneler de... Hatta son yıllarda bu balık lokantaların­dan biri, ilk spor yazarı, ha­kem ve radyocularımızdan Eş­ref Şefik Bey'indi.
Köprü altında bir ya da iki gazete bayii, oltacı ve seyyar balıkçılardan başka, merdi­venlerin altını mekan tutmuş ayakkabı boyacıları da vardı.
Bir de küçük bir polis ka­rakolu vardı Köprü'nün altın­da, Ada iskelesinin hemen ge­risinde... Gazeteden gece vak­ti çıkıp da son vapura yetiş­mek için nefes nefese koşar­ken, arada bir, polislerin suçüstünde yakaladıkları birileri­ni sorguya çektiklerine şahit olurduk. Bu sorguya çekilişle­rin, hiç de günümüz Ameri­kan filmlerindeki gibi olmadı­ğını hatırlıyorum!




Balık piyangosu!
Evden erken çıktığım gün­lerde sık sık yaptığım gibi o gün de çalıştığım gazeteye Beyoğlu'ndan yayan gidiyor­dum. Köprü'nün altından ge­çiyordum ki, bıçkın tavırlı bir gencin, 'Gel vatandaş gel! Ba­lık piyangosu burada! Size de çıkar!' diyerek etrafına gelip geçenleri topladığını fark et­tim. Baktım, elinde suya sal­landırdığı bir olta, hay ma­şallah! diyordu, 'Bizde hile mile yok! Şansı olan herkese çıkar!'
Meğer elindeki oltayı gelip geçenden aldığı 25 kuruş kar­şılığında onun hesabına beş dakikalığına denize sallıyormuş! Bu beş dakika içinde ba­lık tutarsa o balığı yirmi beşli­ği toslayan adama ve­riyor, beş dakika, sona erip de balık tutamazsa oltayı çekip, parayı cebi­ne atıyormuş! Ne dersiniz; alan razı, ve­ren razı!
Yanımdaki temiz pak gi­yinmiş, derli toplu, orta yaşlı bir adam cebinden çıkarttığı yirmi beşliği delikanlıya uzat­tı, 'Salla bakalım benim için!' dedi.
Bizler, gözlerimiz kah sa­atte, kah köprü altının harele­nip duran koyu nefti suların­da, bekleşiyoruz. Bir dakika geçti, balık yok. iki dakika geçti, yine tık yok. Derken delikanlı ani bir hareketle oltayı çekmeye başlamaz mı? Çekti, çekti... Ve oltanın ucunda su­dan çıkan üç karışlık koca bir toriği çekip boylu boyunca dubanın üstüne yatırıverdi!
Garip, ama adamcağız fazla sevinemedi. Torik çırpınır, adamcağız bakar durur... Belli ki, 'Sabah sabah bu balık da nereden çıktı?' diye düşünmekte...
Adamcağız, tam da lakerdalık o koca balığı aldı mı, yoksa delikanlıya mı bıraktı? Aldıysa nasıl aldı, çalıştığı iş yerine nasıl götürdü, bilemeyeceğim. Al başına belâyı boşuna dememişler...
Ne zaman Galata Köprüsü dense, hep bu olayı hatırlarım...

[IMG]http://img441.imageshack.us/img441/**71/35351903.jpg[/IMG]


Kısaca köprünün tarihi
Petek parmaklıklı Galata Köprüsü'nün inşasına 1910'da ünlü bir Alman sanayi kuruluşu olan MAN firması tarafından başlandı. Almanya'dan yapılıp gelen parçalar Haliç'in iç kesiminde, Karaağaç'taki geniş düzlükte birleştiriliyor, sonra römorkörlerle Karaköy-Eminönü arasına çekilip yerine monte ediliyordu. İki yıl süren çalışmalar azbir gecikmeyle sona erince Köprü, Sultan V.Mehmed Reşat'ın tahta çıkışının üçüncü yıldönümüne rastlayan 27 Nisan 1912 günü, törenle hizmete açıldı. Haliç'in Karaköy-Eminönü arasındaki ilk üç ahşap köprüsünden sonraki bu ikinci demir köprüsü 250 bin altın liraya mal olmuştu.
Köprü 12 parçadan oluşmaktaydı. Altı parçalık Karaköy tarafı 219 metre, beş parçalı Eminönü tarafı da **4 metre uzunluğundaydı. Ortada 63,5 metrelik bir kapı kısmı vardı. Bu kısım 150 beygir gücündeki bir makineyle yana açılıyordu. Bu orta kısmındaki her biri 12 metre genişliğindeki iki gözden küçük tekneler, hatta bacalarını arkaya kıran römorkörler Köprü'nün altından rahatça geçebiliyorlardı. Büyük tekneler İse sabah saatlerinde Köprü'nün açılmasını beklemek zorundaydılar. Buköprü, hizmete açıldığı 1912'den, altındaki bir restoranda prizde unutulan bir elektrik ocağının kızması sonucu çıktığı sanılan yangında, elden çıktığı 1992'ye kadar, tam 80 yıl boyunca hizmet etti... Son günlerini ise bugün çekildiği Sütlüce ile Eyüp arasında geçirmekte...



[IMG]http://img714.imageshack.us/img714/8712/34**8379.jpg[/IMG]

1954: Köprü yenileniyor
Köprü ayakta kaldığı 80 yıl içinde, hiç büyük bir onarım geçirmedi mi? Geçirdi elbette. Hem de birkaç kere. İlk olarak 1927'de Eminönü tarafındaki ayağı 60 santim kadar yükseltilmiş, bir yıl kadar sonra da Karaköy'deki ayağı 40 santim kadar yukarı kaldırılmıştı. 1954 yılıydı; Köprü'nün baştan sona bir güzel yenilendiğini çok iyi hatırlıyorum. O sıralarda Köprü 42 yıllıktı. Tabandaki parke taşlan kaldırılarak taban demirleri yenileriyle değiştirildi. Bu çalışmalar yapılırken, araçlara önce Köprü'nün bir yarısından yol verildi sonra da öteki yarısından. Çalışmalar öylesine canla başla sürdürüldü ki, Köprü'nün yenilenmesi öngörülen tarihten hem de epey bir süre önce başarıyla sona erdirildi! Buna yöneticiler de şaşıp kalmış olmalılar ki, gazetelerde, emeği geçenlere iyi bir ikramiye verdiklerini okuduk.


[IMG]http://img714.imageshack.us/img714/**71/240**668.jpg[/IMG]
Kaynak : Popüler Tarih Mayıs 2002 "Galata Köprüsü: Alev alev" başlığı ile yayınlanan yazıdan derlenmiştir.